günlerin verdiği boşlaşma isteğinden ve canım dizilerimin sezon finallerini yapmasının ardından izleyecek bir şey bulamam sonucu kendimi arşivde kalan izlenmemiş filmlere adadım. üç dört tanesini izledim şimdiye dek , kısa kısa yorumlamak isterim
labirent : güzel film , en azından türk işi aksiyon bu kadar oluyor. beklentilerime oranla gayet hoştu benim için , tek göze batan kısım meltem cumbul'un kötü oyunculuğuydu.
bizim büyük çaresizliğimiz : çok enteresan , çok farklı bir film , ilker aksum müthiş oynamış . iki erkek arkadaşın muntazan giden hayatlarına giren bi kıza karşı yaklaşımları , ona karşı davranışları çok bizden olmasa da çok gerçekçiydi. izleyin izlettirin.
dedemin insanları : güzel hikaye ama işte o amayı söyleten çağan ırmak'ın o iğrenç klişe yönetmenliği. hep bi hüzünlü , ağlatan son yapma çabası var adamda. babam ve oğlum , ıssız adam ve şimdi de bu film , ilk başta ne güzel hikayeyi sunuyor diyorsunuz ama adam piyasa için film yapar olmuş. bizim damarımıza girmeyi iyi biliyor ,ordan yürümeye çalışıyor. çetin tekindor ölmesin , çok film çeksin.
into the wild : beğenemedim. çok övdüler , çok izle dediler ben de hep ertelerdim , keşke sonsuza dek erteleseymişim. hikayesi ilk başta ilgi çekici kabul ama hayatında herhangi bir trajedi yaşamamış supertramp in ailesine böyle sırt çevirmesi benim için kabul edilemez. bilmiyorum ben belki hassasım ama , insanlardan , hayattan , toplumdan sıkılmış olabilirsin de bunun için alaska ya gidip ölmek mi gerekir beyinsiz adam ? hayır 100 günün aşkın süre bir allahın kulunu görmeden yaşıyorsun orda ,sonunda mı anlıyorsun mutluluğun paylaşıldığında gerçek bir olgu olduğunu ? bana göre olmayan filmlerden , sevenin hayatında başarılar dilerim.
öyle işte
28 Mayıs 2012 Pazartesi
çok
Hayat;
seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın,
çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın, kimlerin seni sevdiği de değildir. Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat; notlar, para, giysiler,
girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.
Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat;
Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte hayat bu seçimden ibarettir.
Charles Eguone
4 Mayıs 2012 Cuma
herkes ayni hayatta
Sirin tatil kasabasi urladan sevgilerle diyerek basliyorum bu guzel satirlara.cok sevdigim bi soz var "herkes tercihleriyle yasar" seklinde.
Madem biz yapiyoruz sonuclarina katlanmaliyiz di mi? Herkes ayni hayatta , kimse bir yere kacmiyor , isteseniz de birakmiyorlar. Ben de birakmam , o yuzden salmayin kendinizi. Hayat guzel , tavsiye ederim.
Published with Blogger-droid v2.0.4
28 Nisan 2012 Cumartesi
could it be ?
ara kısa olsun devam edelim kaldığımız yerden ,
bu blogun amacı neydi ne oldu , nereden nereye geldi bilmiyorum ama böyle bi not defteri tadında bi mekan oldu benim için. içimde bişi biriktiğinde tuvalete gitmek yeterli olmadığında burayı kirletiyorum artık , o yüzden okuyacaklarınız beni bilmeyenler için pekte ilgi çekici gelmeyebilir bu vakitten sonra.
para önemli şey şu hayatta , keşke diyorum bazen her istediğimi yapabilecek param olsa, mesela kafama estiğinde atlayıp ankara'ya gidebilsem , ordan izmir'e geçebilsem , sonra da istanbul'a dönsem.. ya da dönmesem daha iyi istanbul'a :)
günlerimiz geçmekte , ben iyiden iyiye bir holigan olmaktayken değerli okuyucularım , hayatımın o sıkıcı monotonluğu kendini bir anda ardı arkası kesilmeyen ekşınlara bıraktı. baya baya hızlı yaşamaya başladım denebilir , gözümü açtığımda nerde , hangi şehirde olduğumu bilemediğim zamanlar geçti de denebilir , hepsi sizin görüşünüze göre değişen durumsallar.
neyse boş konuşmaları geçip kısa ve öz olan ana konuya dönelim , vücudun verdiği tepkilere ;
şimdi hepiniz çocuklar duymasın izledik , inkar eden yamulur. orda selami vardı , böyle kılıbık pısırık olan erkek karakter. ona ne zaman kötü bir haber , hoşuna gitmeyecek bir şey söyleseler midesi bulanır , kusmaya yeltenirdi.
bende de aynı durum var sanırım , ne zaman hoşuma gitmeyen , istemediğim bir şey duysam görsem kusasım geliyor. uzun zamandır görmezden geliyordum ama düşündükçe ne zaman böyle önemli bir olay olsa kötü haber olarak nitelendirdiğim ve gerçekten önemsediğim , eğer konuşmuyorsam o sırada hep midem bulanıp kusmak istedim. benim bünye böyle tepki vermeye nerden alıştıysa allah belasını versin diyorum ve soruyorum , ne yapmak gerekir bu durumda ?
son olarakta şarkılı türkülü postları bitirsekte kendime şu şarkıyı armağan ediyorum ;
herkes aynı hayatta
kendini birşey sanma
ne kadar çok bilirsen
o kadar bela başa
sen bilirsin aslında
aklımdan geçenleri
zaman herşeyi çözer
şu beklemek olmasa
gerisi anlamsız zaten , siktir edin.
bu blogun amacı neydi ne oldu , nereden nereye geldi bilmiyorum ama böyle bi not defteri tadında bi mekan oldu benim için. içimde bişi biriktiğinde tuvalete gitmek yeterli olmadığında burayı kirletiyorum artık , o yüzden okuyacaklarınız beni bilmeyenler için pekte ilgi çekici gelmeyebilir bu vakitten sonra.
para önemli şey şu hayatta , keşke diyorum bazen her istediğimi yapabilecek param olsa, mesela kafama estiğinde atlayıp ankara'ya gidebilsem , ordan izmir'e geçebilsem , sonra da istanbul'a dönsem.. ya da dönmesem daha iyi istanbul'a :)
günlerimiz geçmekte , ben iyiden iyiye bir holigan olmaktayken değerli okuyucularım , hayatımın o sıkıcı monotonluğu kendini bir anda ardı arkası kesilmeyen ekşınlara bıraktı. baya baya hızlı yaşamaya başladım denebilir , gözümü açtığımda nerde , hangi şehirde olduğumu bilemediğim zamanlar geçti de denebilir , hepsi sizin görüşünüze göre değişen durumsallar.
neyse boş konuşmaları geçip kısa ve öz olan ana konuya dönelim , vücudun verdiği tepkilere ;
şimdi hepiniz çocuklar duymasın izledik , inkar eden yamulur. orda selami vardı , böyle kılıbık pısırık olan erkek karakter. ona ne zaman kötü bir haber , hoşuna gitmeyecek bir şey söyleseler midesi bulanır , kusmaya yeltenirdi.
bende de aynı durum var sanırım , ne zaman hoşuma gitmeyen , istemediğim bir şey duysam görsem kusasım geliyor. uzun zamandır görmezden geliyordum ama düşündükçe ne zaman böyle önemli bir olay olsa kötü haber olarak nitelendirdiğim ve gerçekten önemsediğim , eğer konuşmuyorsam o sırada hep midem bulanıp kusmak istedim. benim bünye böyle tepki vermeye nerden alıştıysa allah belasını versin diyorum ve soruyorum , ne yapmak gerekir bu durumda ?
son olarakta şarkılı türkülü postları bitirsekte kendime şu şarkıyı armağan ediyorum ;
herkes aynı hayatta
kendini birşey sanma
ne kadar çok bilirsen
o kadar bela başa
sen bilirsin aslında
aklımdan geçenleri
zaman herşeyi çözer
şu beklemek olmasa
gerisi anlamsız zaten , siktir edin.
14 Nisan 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

